Pazarlama

PAZARLAMA KAVRAMLARINA YENİ BAKIŞ AÇISI

images

Bir profesör, yüksek lisans öğrencilerine pazarlama kavramlarını anlatıyordu:

  • Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz ve yanına giderek “Çok zenginim. Evlen benimle!” dediniz. Bu, doğrudan pazarlamadır.
  • Bir grup arkadaşınızla katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz. Arkadaşlarınızdan biri kızın yanına gitti ve sizi işaret ederek kıza “O çok zengin. Evlen onunla!” dedi. Bu, reklamdır.
  • Katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz ve yanına gidip telefon numarasını aldınız. Ertesi gün arayıp “Çok zenginim. Evlen benimle!” dediniz. Bu, tele pazarlamadır.
  • Katıldığınız partide büyüleyici bir kız gördünüz. Kalkıp kravatınızı düzelttiniz, ona doğru yürüyüp içkisini tazelediniz, arabanın kapısını açtınız, çantasını düşürünce eğilip aldınız, küçük bir gezinti teklif ettiniz ve sonra “Bu arada ben çok zenginim. Benimle evlenir misin?” dediniz. Bu, halkla ilişkilerdir.
  • Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanınıza geldi ve “Duyduğuma göre çok zenginmişsiniz. Benimle evlenir misiniz?” dedi. Bu, marka bilinirliğidir.
  • Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp “Ben çok zenginim. Evlen benimle!” dediniz. Suratınıza okkalı bir tokat yapıştırdı. Bu, müşteri geri bildirimidir.
  • Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp “Ben çok zenginim. Evlen benimle!” dediniz. O da sizi kocasıyla tanıştırdı. Bu, arz-talep uyuşmazlığıdır.
  • Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaştınız, ama siz birşeyler söyleyemeden önce biri gelip ona “Ben çok zenginim. Benimle evlenir misin?” dedi ve kız onunla gitti. Bu, sizin pazar payınıza göz koyan rekabettir.
  • Katıldığınız bir partide büyüleyici bir kız gördünüz. Yanına yaklaşıp “Ben çok zenginim, evlen benimle!” diyecekken karınız geldi. Bu, yeni pazarlara girememektir.

TÜRKİYE AYAKKABICILIK SEKTÖRÜ PAZARLAMA SORUNLARI
Nur Özer

1.1 GİRİŞ
Ayakkabı hepimizin bildiği gibi, ayağı saran ve dış çevre koşullarına karsı koruyan bir
giyim eşyasıdır. Ayakkabı sektörü ise, ayakkabı üretenler ve bunlara girdi sağlayan yan
sanayi isletmeleri ile ayakkabı üreten ana isletmeye fason olarak hizmet veren firmalardan
oluşmaktadır.
Atölye tipi üretim tarzının hakim olduğu bu sektör, emek yoğun özelliği dolayısıyla
gelişmekte olan ülkelerde istihdamın artısı için önemli bir kaynaktır. Sektör girdileri
nedeniyle deri, tekstil, metal, plastik gibi birçok is kolu ile yakından ilgilidir.
Moda ve tüketici talebinde yaşanan hızlı değişimler, bölgesel ve küçük çapta ayakkabı üretimi yapan üreticilerin sektörün değişen yapısına uygun olarak üretimlerini geliştirmeksizin varlıklarını sürdürmeyeceklerinin açık bir işaretidir.
Sektörün fiyat ve kaliteye olan duyarlılığı nedeniyle; üretim, sürekli olarak işgücü maliyetinin ucuz olduğu yerlere kaymaktadır. Emeğin nispî olarak pahalı olduğu ülkeler talebi yurtdışından karşılamaya çalışmakta ve kalkınmaya bağlı olarak da üretim bölgesel değişimlere uğramaktadır.
Bu çalışmada Türkiye ayakkabıcılık sektöründeki pazarlama ve dış ticaret ayrıntılı olarak incelenerek, sektörün yaşadığı sorunlar ortaya konulmuştur. Çalışma sonuç ve öneriler bölümüyle tamamlanmıştır.
1.2. AYAKKABI SEKTÖRÜNÜN GELİŞİMİ
Sektör, yakın tarihine kadar, babadan oğla geçen bir el sanatı olarak varlığını sürdürmüştür. 1950 yılından itibaren küçük sanayi görünümü kazanmaya başlamıştır. 1960’lı yıllarda, küçük sanayi yapısı değişmeden devam etmiştir. 1970’li yıllarda Sanayileşme çabalarına karşın sanayileşme süreci gerçek anlamda tamamlanamamıştır. 1980’li yıllarda, ayakkabı sanayinde, oldukça ciddi sayılabilecek makine parkı yatırımları yapılmıştır. Bu dönemde sektörün yaklaşık yüzde 15’i sanayileşme sürecini tamamlamıştır.

1990’lı yıllar, sektörün pazar arayışlarını yaygınlaştırdığı dönem olmuştur. 1990’lı yılların başında ihracat, başta Rusya’ya olmak üzere hızlanmış, global krizle birlikte iç piyasadaki daralma yüzünden Rusya pazarı daha da önem kazanmıştır. 1990’lı yılların ikinci yarısında ise Rusya’da yaşanan büyük kriz, Türk ayakkabı sanayisini büyük ölçüde olumsuz etkilemiştir. İç pazardaki daralma ile birlikte ayakkabı sektöründeki şartlar iyice ağırlamıştır.
Günümüzde ayakkabı sektörü bütünüyle KOBİ’lerden oluşmaktadır. Yönetimindeki aile yapısı enstitüleşmeye başlamıştır. Yan sanayinin gelişmesi doğrultusunda ayakkabı üretimi, montaj yapan bir organizasyon olma yönünde gelişmektedir. Tasarım ve kesim işletme içerisinde yapılmakta, ayakkabıyı oluşturan parçalar dış işletmelerde ayrı ayrı ürettirilip satın alınmakta ve ana işletmede ayakkabı haline getirilmektedir.

Tasarım, 1994 yılına kadar yabancı dergilerden yararlanılarak gerçekleştirilmiştir. İlki 1994 yılında yapılan Genç Yetenekler Tasarım Yarışması ilk kez Mimar Sinan Üniversitesi öğrencileri arasında yapılmış ve sektörde tasarım konusunda kendi öz çizgilerimiz yolunda ilk adımlar atılmaya başlanmıştır. Başlatılan bu organizasyon sektörde büyük ilgi görmüş ve sonuçları sektör temsilcilerini umutlandırmıştır. Bunun sonucunda, Mimar Sinan Üniversitesi ayakkabı tasarım bölümünün eğitimine açılmasına karar verilmiştir.

Yeni yetişen bu genç ekiple birlikte, tasarımda bilgisayar kullanılmaya başlanmıştır. Modellerin daha çok talebe göre belirlendiği sektörde, tüm gelişmelere karşın ayakkabı imalatçıları, İtalya başta olmak üzere gelişmiş ülkelerdeki tasarımlardan etkilenmektedir.

Montajda, kurulu kapasite 500 milyon çift düzeyine erişmiştir. Yetişmiş insan gücüne sahip montaj sanayisinde erkek ayakkabı kapasitesi toplam kapasitenin yüzde 65’idir.

Küçük ve orta ölçekli sanayi işletmelerinin hakim olduğu Türkiye ayakkabı sektörü, 1995’li yıllardan sonra çeşitli yollarla ihracat performansını geliştirmek için çıkış yolu aramış, dağıtım ve pazarlama alanında dünya ülkelerinin de model olarak kabul ettiği Sektörel Dış Ticaret Şirketini kurmuştur.

Sektörel Dış Ticaret Şirketlerinin yalnızca üyelerine hizmet vermek zorunluluğu vardır. Bu sebeple dış satım, pazarlama ve dağıtım şirketlerini kurmaya başlamıştır. TASD (Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği), AYSAD (Ayakkabı Yan Sanayicileri Derneği),TUAF (Türkiye Umum Ayakkabıcılar Federasyonu) ve TASEV (Türkiye Ayakkabı Sektörü Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı) gibi kuruluşlar sektörün ivme kazanmasında ve örgütlenmesinde önemli rol üstlenmişlerdir.

1.3. TÜRKİYE AYAKKABI SEKTÖRÜ MİSYONU VE VİZYONU

Sektörün misyonu, sanayi standart ve kalitesine sahip esnek üretim yapabilen, kendi tasarımını ve markalarını yaratan, gerek kendi içinde gerekse ilişkili sektörlerle sinerji içinde dış pazarlara odaklı yüksek katma değerli ürünler yaratan sektör olmaktır.

Vizyonu ise, uluslararası pazarlarda ayakkabı sektöründe öncü güncel teknolojileri kullanan, el üretimi özelliğine sahip, katma değeri yüksek ürünlerde lider ülkeler arasında yer almaktır.
1.4 Türk Ayakkabı Sektörüne Yön Verenlerin Sektöre ilişkin Yorumları
Bahadır Öztanyel
ASD Ayakkabı Sanayi Dış Ticaret Anonim Şirketi Genel Müdürü
Ülke marka haline gelirse sektör de markalaşır
Ayakkabı sektörünün markalaşmasının birinci unsuru ülkenin marka haline gelmesi. Türkiye’nin katma değerli ürünler yapan bir ülke konumuna ulaşması gerekli. Tük ayakkabı sektörü dünyada yeterince tanınmıyor. Çeşitli sosyal etkinliklerle tanıtım çalışmalarına yoğunlaşılması lazım. Markaya yatırım yapan firmalar var, ama ülkenin geneline baktığımızda büyük adımların atılamadığını görüyoruz. İçeride marka olmakla dışarıda marka olmayı birbirinden ayırt etmeliyiz. Dünyada marka haline gelmek süreç isteyen bir uğraş.
İbrahim Alkan
Alkan Tabancılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Genel Müdürü:
Tanıtım eksikliği var
Türk ayakkabı sektörü dünyada kendi markalarıyla çok fazla tanınmıyor. Bu durumun en önemli nedenlerinin başında maddi imkansızlıklar dolayısıyla yeterli tanıtımın yapılamaması geliyor. Maliyetlerin yüksekliği nedeniyle rekabette zorlanan sektör, Çin mallarının etkisiyle iyice zor durumu düştü. İmalatçılar imalatı bırakıp Çin’den mal getirmeye yöneldi. Bu şartlarda markalaşma çok zor.
Şerif Altunışık
Akça Ayakkabı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi Muhasebe Sorumlusu
Markalaşma sektöre ivme kazandıracak
“Türkiye’nin ayakkabı sektörü pek çok dünya ülkesinden daha fazla gelişmiş durumda. Özellikle Avrupa ülkelerine yönelen bir ihracatımız var. Sektörün en önemli eksiği marka yaratamaması. Sektörde markalaşmanın sağlanması ciddi bir ivme yaratır. Çin tehdidi de yerli ürünlerin rekabet gücünü zayıflattığı için markalaşmanın önünde engel oluşturuyor.”
Özgür Korkmaz
Asorti Ayakkabı Pazarlama San. ve Tic. Ltd. Şti. Muhasebe-Satış
Bölümü
Teknolojiye açık değiliz
Teknolojiye açık olmamamız yenilikleri takip etmemizi engelliyor. Babadan kalma usullerle kendi markamızı yaratıp, dünya pazarlarında söz sahibi olamayız. Sektör ihracat açısından da çok şanslı değil. İhracatın yoğun olarak yapılmaması tanıtım eksikliğini doğuruyor. Ekonomik istikrarsızlık ve Çin mallarının rekabet gücünü azaltması sektörün diğer sorunları.
Yiğit Duyar
Duyar Ayakkabı Makine A.Ş Ortağı
Kurumsallaşma sorunu var
Ayakkabı sektörü henüz Türkiye’de tam olarak kurumsallaşabilmiş değil. Son yıllardaki reklam çalışmaları ve ihracatta gösterilen performans ile firmalar kendilerini az da olsa tanıtma olanağı buldular. Ama henüz dünya çapında tanınan köklü markalar yaratabilmiş değiliz. Maliyetlerin yüksekliği tanıtıma ayrılan bütçenin azalması anlamına geliyor ki bu da markalaşmanın önündeki en büyük engellerden biri.

1.5. TÜRKİYE’DE AYAKKABI SEKTÖRÜNDEKİ GENEL SORUNLAR

• Moda ve Tasarımda yetersizlik
Türkiye’nin tasarımda önemli bir yeri bulunmamakla birlikte, son yıllarda, taklidi ve
kopyacılığı aşan girişimler ve tasarım ürünleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Tasarım
konusunda, Türkiye orijinli bir moda akımı, kendini yaratacak temellerden hep yoksun
kalmıştır.

• İşletmelerin pazar bilgilerinin yeterli olmayışı
İsletmelerin pazar bilgisine sahip olmaması sektör ihracatının sınırlı kalmasına neden olmaktadır. Firmalar mağazacılarla iyi iletişim kuramamaktadır.
• Reklam ve Tanıtım yetersizliği
Firmaların pazarlama bilinci yeterince oluşmamıştır. Kendilerini tanıtma problemleri bulunmaktadır. Bu hem maddi kaynaklarıyla ilgili hem de bilgi düzeyleri ile ilgilidir. Her firma internetten faydalanmamaktadır.
• Kurumsallaşamama
Sektör hala babadan oğla geçen zanaat kimliğinden sıyrılamamıştır..
• İşletme bilgisi yetersizliği, çağdaş işletmecilik fonksiyonlarının yetersizliği
Firmaları yöneten kişilerde isletmecilik bilgisi yeterli değildir, geliştirilmesi gerekmektedir. işletmelerin aslında sorunlarının çözümü noktasında çözüm üretememe sorunları bulunmaktadır.
• Kalifiye eleman temini, yabancı dil bilgisi yetersizliği
Sektöre özgü elemanlar olmaması veya olanların bilgi düzeyinin zayıflığı, yabancı dil bilgisinin yetersizliği, teoride yetersiz kalışları.
• KDV, enerji ve isçilik maliyetleri
• Sermaye yetersizliği
Sektörün sermaye yapısı yetersizdir.
• İsletme Ölçek Sorunu
Sektörün en önemli özelliği çoğunlukla is gücüne dayanan küçük isletmelerden oluşması, üretim kapasitesi yüksek ancak kapasite kullanım oranının düşük olusudur. Sektörün bu durumu, bu firmalarda çağdaş işletmecilik fonksiyonlarının yerleşme ve gelişmesine imkân vermemektedir. Etkin bir organizasyon sisteminin yerleşmesi belli bir büyüklüğü gerektirmektedir.
• Firmaların Uzun Vadeli Projeksiyonlar Yapmaması, Günübirlik Çalışmaları:
Kendileri için düşünmeye zaman ayırmamaları, kendi sektörleri ile ilgili araştırma faaliyetlerinde bulunmamaları.
• Çin Mallarının Etkisi:
Çin mallarından dolayı sektör daralma yasamaktadır.

1.6 PAZARLAMA SORUNLARINA İLİŞKİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
• Pazarlama, marka, kurumsallaşma konularında isletme sahiplerinin, çalışanlarının bilinç düzeyini artırmak için seminer, panel, konferans, kurs düzenlenmelidir
• Devletin de desteğiyle pazarlama politikaları geliştirilmesi: Türk deri, deri mamulleri ve ayakkabı sektörümüzün, uzun yıllardır belli bir rakamsal kısır döngü içinde bulunduğu ve resmi rakamlar açısından 1 milyar dolar sınırını aşamadığı görülmektedir. En büyük pazarımız olan Rusya pazarının toplam dünya ticareti içindeki payı önemli bir düzeyde değildir. Sektörün, daha zor ama daha derin ve daha çok fırsat vaat eden pazarlara yoğunlaşması gerekmektedir. Sektörün mevcut durumu dikkate alındığında, devletin böyle bir atılım için destek sağlaması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu döngünün kırılması için devletin de desteğiyle pazarlama politikaları geliştirilmesi gerekmektedir.
• Moda-Marka ve Sektörel İmaj: Deri sektörümüzün, özellikle Rusya gibi pazarlardaki olumlu imajına karşın, Türk ayakkabı sektörünün yurtdışında bir imajı bulunmamaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin yoğunlaştırılmış pazarlama kampanyalarıyla, kalite, marka ve modaya dayalı olarak pazarda var olan birinci grup ülkeler arasındaki yerini sağlamlaştırarak pazar payını artırması gerekmektedir. Bu çerçevede, deri ve ayakkabı sektörlerini hedef alan bir tanıtım kampanyası yürütülmesi ve Moda Enstitüsü’nün kurulması yönünde çalışmalar başlatılmasının olumlu katkı sağlayacağı düşünülmektedir
• Hedef Pazarlar: Sektör için Pazar payının artırılabileceği hedef pazarlar belirlenmesi gerekmektedir. Pazar bazında, her bir önemli pazarda Pazar payının %1’e çıkarılması hedefi bile konulduğunda, bu hedefe ulaşılması halinde Türkiye’nin ihracatı hızla 1 milyar doları aşarak 2 milyar dolar seviyelerine yükselecektir. Tek yönlü, tek pazar anlayışı terk edilerek çok yönlü, çok pazarlı yaratıcı pazarlama anlayışının benimsenmesi hedef pazarlar olarak ABD, Hong Kong, İtalya, Almanya, Japonya, Fransa, İngiltere ve Çin seçilebilecek ülkeler olarak ortaya çıkmaktadır.
• Tanıtım ve Pazar Geliştirme Grubu: Türk deri, deri mamulleri ve ayakkabı sektörü için pazarlama stratejisini üretecek uzman bir grubun oluşturulması ve çalışmalara bir an önce başlanarak, pazarlama faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.
• Türkiye genelinden soyutlanamayacak şekilde, Ar-Ge faaliyetleri, ne firmalar ne de organizasyonlar bazında finanse edilememektedir. Sektör, bu nedenle gelişimini hızlandıramadığı gibi kendine has ve özellikli teknoloji ve tasarım üretilememektedir. Ar-Ge yatırımlarının olmayışı, Türkiye kaynaklı tasarımın gelişmesini engellemektedir. Markalaşma sürecinin vazgeçilmez ayağındaki bu eksiklik yurt dışında tanınan marka adedinin çok kısıtlı kalmasına yol açmıştır. “Made in Turkey” kavramının yıllardan beri stratejik olarak ele alınmayıp, devlet ekonomi politikaları içinde yer almaması, sektörün yurt dışı markalaşmasını zayıflatmıştır.
• Marka teşviğinin, genel amaçlı olarak, tek tek markalar dışında da “Made in Turkey” ve “Shoes Made in Turkey” kavramını kuvvetlendirecek şekilde geliştirilmesi, detaylandırılması. Bu konuda büyük reklam kampanyalarının yapılabilmesini kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesi.
• Sektörün büyük bölümü el üretimi yapmaktadır. Üç-dört nesil öncesinden gelen, usta çırak ilişkisi ile süregelen el işçiliği becerisi, dünya pazarlarında yok olmakta olan, buna karşın talebi her geçen gün artan “hand made” kavramı pazarlamada bir fırsat haline getirilebilir. El üretimi yapan işletmelerin katma değeri daha yüksek ürünlere yönelmesi, “tamamen elde üretilmiştir” (hand made) kavramının pazarlanmasına yönelik ürün geliştirilmesi. Bu tarz işletmelerin, hammadde, tasarım ve pazarlamalarının reorganize edilmesi; ortak çatı altında daha geniş kapasite sağlamak amacı ile koordine edilmeleri gerekir.
• Tekstil-konfeksiyon sektörü ile sanayileşme modeli, ürün tasarım ve pazarlama kanallarının ortak kullanımı konularında sinerji yaratılılabilir. Ayakkabının giyimin tamamlayıcısı, aksesuarı olduğu düşünülürse, tekstil ve ayakkabının birlikte hareket etmesi ve uluslararası pazarlara birlikte gitmesi de mümkün. Ayakkabı sektörünün, tekstilin bilgi, birikim ve markalarından faydalanması, iki sektör açısından da kârlı bir işbirliği olacaktır. Bu anlamda, yurtdışında mağaza açma çalışmalarını hızlandıran tekstil markalarıyla atılacak ortak adımlar, bu ortaklıkları hızlandıracaktır.
• Yabancı sermaye ile ortak üretim, teknoloji, Ar-Ge, tasarım ve pazarlama konularında işbirliği yapılabilir. Bu doğrultuda özellikle İtalya ve İspanya ile kurumsal düzeyde ilişkilerin geliştirilmesi gerekir.

SONUÇ
Sonuçta görüldüğü gibi, ayakkabı sektörünün pazarlamada yaşadığı sorunlar ve sorunların çözümleri ortada, birtakım ufak ama etkili pazarlama girişimleriyle ayakkabı sanayinin elinde bulunan potansiyeli canlandırmak mümkündür.

KAYNAKÇA

• Avrupa Biriliğine Tam Üyelik Sürecinde İstanbul Sanayi Odası Meslek Komiteleri Sektör Stratejileri Geliştirilme Projesi ,İstanbul Sanayi Odası Kitabı
• Ayakkabı, T.C.Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi, Gülsevin Onur, 2008
• Türkiye Ayakkabı Sanayi Ve Dış Ticareti, Doç. Dr. Ahmet ULUSOY Karadeniz Teknik Üniversitesi İİBF Maliye Bölümü
• Marka yaratmada alınacak çok mesafe var, Referans Gazetesi, 09.06.2005
• Ayakkabı sektörü ihracatla büyüyecek, Mehmet SAKİN, Zaman Sektöreel sayı:39 bölüm: fuar
• Marka için tasarım, tasarım için tasarımcı, Hedef Dergisi, 2005

İflas Eden Türk Şirketlerinden Örnekler
Nur Özer

ŞAHİNLER HOLDİNG
Sektör temsilcilerine göre Şahin`in tökezlemesinin en önemli nedeni yatırımlarını çok farklı alanlara dağıtması. Yeterli fizibilite yapmadan büyüyen Şahin`in Çerkezköy`de kurduğu Avrupa Serbest Bölgesi`nde yeterince satış yapamaması. Bu arada serbest bölgelerin cazibesinin azalması.
Tekstilcilere göre Şahin`in en önemli hatalarından biri ise kurumsallaşmada yetersiz kalması ve işlerinin başında oturmaması.Sektörün çok düşük kar marjlarıyla çalıştığını, banka kredileriyle yapılan yatırımların ise ciddi maliyet getirdiğini söyleyen işadamları, yabancı alıcıların da Ürdün`e, Mısır`a yatırım yapılmasını teşvik ederek yanlış yönlendirme yaptığını öne sürüyorlar.
Yaklaşık 80 milyon YTL`si bankalara olmak üzere 150 milyon YTL civarında borcu olduğu tahmin edilen Şahinler Holding`in iflas ertelemesi Bilkont İnşaat hariç 11 şirketini kapsıyor. Mahkemenin yeminli mali müşaviri Mehmet Eser, iktisatçı Prof. Haluk Sümer ve hukukçu Metin İşsever`i kayyum olarak atadığı gruptan dün bir açıklama yapıldı.
`Mal varlıklarımız mevcut borçlarımızın 4- 5 katı olmasına rağmen, piyasadaki nakit darboğazı ve buna ek olarak; tahsilatların gecikmesi, bazı kuruluşların çeklerimizi vadesinden önce yazdırarak tahsil etmesi, tekstil sektöründe faaliyet gösteren birçok firmada olduğu gibi Şahinler Holding`i de nakit darboğazına itmiştir.
Bu noktada Şahinler Grubu`nun tekstille ilgili bazı firmaları da geçici olarak, iflas erteleme sürecine girmiştir. Burada ana amaç müşterilerimizi kaybetmemek, faaliyetlerin durmasını önlemek, ihracat programımıza devam edip, çalışan ve tedarikçilerimizi koruyarak yola devam edebilmektir.`
04.11.2008 | Jale Özgentürk
Referans Gazetesi

ELEGANT
EV tekstili sektöründe ‘Elegant’ markasıyla ünlenen, bu alanda dünyanın 3’üncü büyük firması olan Gaziantep’te kurulu Tekerekoğlu Tekstil A.Ş.’de sonun başlangıcına gelindi.
Yaklaşık 42 milyon dolar borcu bulunduğu belirtilen şirketin iki fabrikası kredi borcu nedeniyle satıldı, diğer 3 fabrika ile gayrimenkuller de satışa çıkarılıyor. Şirketteki kriz, ortak kardeşlerin biribirini suçlamalarına da yol açarken, çöküşü son ekonomik krizin tetiklediği savunuldu.
1975’te iki nakış makinesi, 30 işçi ile başlayan üretim serüveninde dünyadaki ilk 3 firma arasına giren, ‘Elegant’ markasıyla dünyanın 54 ülkesine ev tekstili ürünleri ihraç eden Tekerekoğlu Tekstil, 1999’da İran’da bir devlet kuruluşu olan İpra ile ortaklık kurdu. Ortaklık fabrika için 6 milyon dolar harcadı. Ancak, İranlı ortak Türkiye İş Bankası’nın verdiği teminat mektubunu kabul etmeyince yatırım, binanın tamamlanması aşamasında kaldı.

Bu arada, geçen süreçte diğer fabrikalarının makinelerini sürekli modernize eden şirket, Türkiye’nin en modern makinelerini satın aldı, zaman zaman banka kredisi kullanıp, dövizle borçlandı. Bu yıl yaşanan kriz ve dövizdeki hareketlenmeler şirkette mali sıkıntıya yol açtı. 45 bin metrekare alanda büküm, brode, gipür ve dokuma üretimi yapan, yurtiçi ve dışında 300’ü aşkın bayide Elegant markalı ürünleri satılan şirket, dövizli kredi borcunu ödemekte güçlük çekti, 2008’in başından itibaren de ciddi bir kriz başladı. Başta Çin olmak üzere Uzakdoğu’dan gelen ucuz ve kalitesiz malların da etkisiyle satış grafiğinde düşüş yaşamaya başlayan ve ödeme sıkıntısı çeken şirket, iç ve dış pazar payını artırmak için sıkça bayi toplantıları yaptı, buna karşılık sıkıntı aşılamadı. Bu sıkıntılar şirket ortakları Arif, Mustafa ve Cemal Tekerekoğlu kardeşlerin de arasını açıp, ortak karar alınamayınca, 38 milyon dolar olan kredi borcu ödenemeyip, 42 milyon dolara ulaştı.
Çalışanların maaşlarını ödeyemez hale gelen şirket yönetimi, önce 5 fabrikadaki işçilerin bir bölümünü ücretsiz izne ayırdı. Aylarca maaş ödenememesi ve sıkıntının aşılamaması üzerine özellikle son 6 ayda kademeli olarak işçi çıkarılmaya başlandı, çıkarılan işçilerin yasal hakları da ödenemedi. Ödeme noktasındaki tıkanıklık aşılamayınca 5 fabrikada üretim durduruldu, toplam 1800 işçi işsiz kaldı.Dünya markası olmuş bir şirketin batmasıyla birlikte işsiz kalan çalışanlar, faiz ve gecikme bedelleriyle birlikte toplam 5 milyon YTL’yi bulduğunu söyledikleri alacaklarının ödenmesi için, kent merkezinde, ‘Tekerekoğlu Tekstil 104 trilyonluk servetini Finansbank ile anlaşarak 39 trilyona satıp, tekrar Cemal ve Mustafa Tekerekoğlu’na devredip, tüm işçi, maliye, SSK, belediye borçlarının üstüne yatacaktır. İşçi, haklarını mahkeme yoluyla kazanmasına rağmen alamıyor. Buna kim dur diyecektir’ yazılı el ilanları dağıtmaya başladı.

İşçilerin bu iddiasının yanı sıra, son dönemde Tekerekoğlu Tekstil A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanı olan Arif Tekerekoğlu, kardeşleri yüzünden şirketin battığını öne sürüp, şunları söyledi:

“Bizim şu anki mal varlığımız 300 milyon dolar. Bize fabrikaların maliyeti 250 milyon dolardır. Borcumuz 42 milyon dolar. Biz bu borcu öderdik, ama kardeşlerimin yanlışları yüzünden battık. Ben şunu iddia ediyorum ki, burada anlaşmalı bir satış var. Fabrikayı alan banka burayı yeniden kardeşlerime satacak. Onlar da makineleri İran’a götürecekler. Ben geçim sıkıntısı çekiyorum. Tesislerimizde bin 54 makinamız vardı. Aylık 3-3.5 milyon dolarlık üretimimiz vardı. Bunu 5- 6 milyon dolara da çıkarmamız mümkündü. Bizi yıkan en önemli neden kurumsallaşamamaktır. Ben de şu anda şoktayım. Mücadele etmeye devam edeceğim. Bu şirket böyle bitmeyebilirdi. Çok basit bir operasyonla bu sorun çözülebilirdi. Kimsenin canı yanmazdı. 11 ay beklediler, bu işi yaptılar. BDDK lütfen burayı izlesin. Ahmet’in fesini Mehmet’e giydirdiler. İddia ediyorum bu fabrikanın makineleri yakın bir gelecekte İran’a gönderilecek.”

Suçlanan 2 kardeşten şirketin yönetim kurulu üyesi Cemal Tekerekoğlu ise, şirketlerini dolar kurlarındaki istikrarsızlığın yanı sıra, iç piyasadaki pazar daralması, bilinçsiz rekabet, bazı firmaların fiyatları aşağı çekmesi, elektrik, işçilik fiyatlarının yükselmesinin batırdığını söyledi. Kriz yönetiminde de başarılı olamadıkları için bu hale geldiklerini kaydeden Cemal Tekerekoğlu şöyle konuştu:

“Krize karşı başarılı olamayınca da böyle bir şeyle karşı karşıya geldik. Banka 1 yıl boyunca bekledi, ama olmadı. Biraz da ailevi problemler oldu. Dolar 4 yıldır istikrarsız. Arif Bey’in rüyasından uyanması lazım. Bir gayrimenkulü 5 liraya satmak istiyorsunuz 2 lira veriyorlar. Sen istediğin kadar at, ‘benim fabrikamın değeri şu kadar’ de. Banka ile anlaştığımız iddiaları da doğru değildir. Ben alacaklılarımın da karşısına çıkıyorum. Arif bey nerede? Telefonları kapalı. Niye o zaman Moskova’da yaşıyor. Gelsin fabrikasının önüne hesaplaşsın.”

Geçen yıl yaptığı 18 milyon 598 bin 167 dolarlık ihracat nedeniyle 22 Kasım’da Gaziantep’te Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in de katıldığı törenle Türkiye İhracatçılar Meclisi’nce ödüllendirilen şirketin 5 fabrikasından 2’si, başarı plaketi verilen bu törenden 2 gün sonra Finansbank’a olan yaklaşık 34 milyon YTL’lik borcundan dolayı konan haciz nedeniyle satışa çıkarıldı.

Gaziantep 4’üncü İcra Müdürlüğü’nce, 24 Kasım’da 19 milyon 227 bin YTL muhammen bedelle satışa çıkarılan fabrikaya, tek alıcı şirketin alacaklısı banka oldu. Tek teklifi veren Finansbank, 18 milyon YTL’ye 34 bin metrekarelik kapalı alanı bulunan 2 fabrikayı makineleriyle birlikte satın aldı. Alıcı çıkmayan diğer 3 fabrika ve gayrimenkullerin satışı ise 4 Aralık’a ertelendi. Şirketin iflas etmesiyle 1800 kişi işsiz kaldı.

İngilizce’de ‘Zarif’ anlamına gelen ’Elegant’ markasıyla dünyanın 54 ülkesine ev tekstili ürünleri ihraç eden Tekerekoğlu Tekstil A.Ş., dünyanın sektörde 3’üncüsü olmasına karşılık, ödeme sıkıntısı nedeniyle peş peşe icraya verildi. Finansbank’ın yanı sıra şirkete kredi veren diğer bankalarla birlikte SSK da 5 milyon YTL’lik prim alacağı, TEDAŞ 800 bin YTL’lik elektrik borcundan dolayı şirket hakkında icra takibi başlattı.

http://www.gencturkhaber.com/cemal-Tekerekoglu-Tekstil-elegant-iflas-etti.html,0b2e5

IXIR

Doğuş grubunun sahibi olduğu İXİR (İnternet Servis Sağlayıcı), Superonline’ın genel müdürünü transfer ederek, kokoreççi, kestaneci ve Banu Alkan’la piyasaya girdi…
Karşısında rakib olarak gördüğü Superonline’ı geçmek için de pek çok internet uzmanını işe alarak geniş bir kadro kurdu. Üstelik bu elemanların büyük kısmını da Superonline’dan kaptı. İXİR ismi kısa sürede hedefine ulaşıp geniş bir kitleye yayıldı ancak Türkiye’nin içine girdiği ekonomik krizle birlikte işler tersine döndü. İXİR reklamlarının üründen daha başarılı olduğu ortaya çıktı. Doğuş grubunun ilk kriz toplantısında zarar eden İXİR’in kapatılması kararı biraz yumuşatılıp, içeriğinde bulunan portalların bir kısmının kapatılmasıyla sonuçlandırıldı. Kokoreççi, kestaneci ve Banu Alkan’ı işsiz bırakan bu gelişme aynı zamanda Türkiye’de internete yapılan yatırımın risk oranını temsil eden somut bir örnekti. İnternetin ne olduğunun dahi tam olarak anlaşılmadığı bir dönemde, ‘Gelecek internette’ düşüncesiyle plansız programsız ve ülke şartları dikkate alınmadan yapılan yatırımlar bırakın kâr getirmeyi, kendini bile kurtaramadı. Bu nedenle bir kaç yıllık mazisi olan servis sağlayıcı şirketler havlu atmaya başladılar. Çünkü Türkiye’deki internet kullanıcıları ile bunlara servis sağlayanlar arasındaki arz talep dengesi eşit değildi. İnternet kısa sürede kâr getirecek bir yatırım aracı değildi ve şirketler en küçük bir kirizde ilk gözden çıkarılacak yatırım olarak bu alanı görüyorlardı.

http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=13389

WEBLEBI.COM

2003 Yılında faaliyete geçen weblebi.com alışveriş sitesi yoğun rekabete ve fiyat kararsızlığına dayanamadı. Bugüne kadar 30.000 kişiye ürünlerini teslim eden firma 05/08/2008 tarihinde kapanışını açıkladı.

http://www.eylos.com/2008/07/batan-buyuk-butceli-internet-projeleri/

ESAT EDIN’IN PARLAK VE HÜZÜNLÜ HIKAYESI

Esat Edin’in hikayesi hem baş döndürücü bir başarı hem de hüzünlü bir batış hikayesi.
Aslında hikayenin başarı kısmı üniversitelerde ‘örnek vaka’ olarak tezlere bile konu oldu. Fakat hikayenin devamını, daha doğrusu ‘parlak ve hüzünlü’ filmin tamamını ilk kez burada okuyacaksınız.
Her şey Yale Üniversitesi İşletme Bölümünden mezun genç girişimci Esat Edin’in 1986 yılında İstanbul’un dışında bir köy için kurduğu hayalle başlıyor.
Belgrat Ormanı’nın kenarında, tarihi su kemerlerine yaslanmış ‘kuş uçmaz kervan geçmez’ bir köy olarak kendi halinde yaşayıp giden Göktürk, Edin’in gözünde geleceğin en prestijli sosyal yaşam alanı projesiydi.
Edin’in gözünde çünkü o tarihte yolu bile olmayan Göktürk’ün geleceğine Esat Edin’den başka kimse inanmıyordu.
Fakat Edin inanmakla kalmadı ailesini ikna ederek Kemer Yapı ve Turizm’in başına geçti.
Böylece Türkiye’ye Avrupa’da bile bir çok ödül getirecek olan geleceğin statü sembolü sosyal yaşam projesi hayata geçmiş oldu.
Golf sahaları, haraları, tenis kortları, orman ve göletlerin yanı sıra geleneksel Türk mimarisini modern bir anlayışla yorumlayan tasarımıyla herkesin dikkatini çekti.
Dünyaca ünlü 20 mimar projeye katkı yaptı.
Daha proje tamamlanmadan 1992 yılında İtalya’da düzenlenen ‘Avrupa için bir vizyon’ sergisinde ‘Türkiye’de şehir planlamasına Avrupalı bir yaklaşım getirdiği için’ ödüle layık görüldü.
Yaklaşık 5 bin kişilik yaşam alanıyla sadece Türkiye’de değil yurt dışında da ‘statü sembolü vizyoner bir proje’ olarak anılmaya başlandı.
Dahası her bölümde farklı mimari özellikler taşıyan villalardan oluşan ve bugün değeri birkaç milyar doları aşan Kemer Country, bir zamanlar ‘hangi aklı başında insan milyonlarca dolar ödeyip bu dağ başında yaşar’ denilen Göktürk köyünü, İstanbul’un en hızlı gelişen konut bölgesi haline getirdi.
Yatırım uzmanlarının minik bir şehre dönüşen Göktürk beldesi için bugün biçtikleri değer 50 milyar dolar.
Peki neydi hiç yoktan milyar dolarlık projeye dönüşen Kemer Country’nin sırrı?
Dedim ya üzerine bir çok tez yapıldı.
Ben size uzun uzun akademik izahlar yapmak yerine Esat Edin’in hayalinin püf noktasını aktarayım: ‘Şehirli insana uygun modern köy yaşamı.’
Zaten bu yüzden projenin İngilizce adı Kemer Country, Türkçesi Kemerköy.
Göleti, ormanı, çeşmesi, meydanı, harası, patikası ile tam bir köy.
Fakat bu köyde traktörler yerine golf arabaları, çamurlu yollar yerine Arnavut kaldırımları, kerpiç evler yerine ahşap ve taşın en güzel örneklerinin sergilendiği cumbalı konaklar yer alıyor.
Şehir yaşamından sıkılmış üst gelir gurubuna ait insanlar, 5 milyon dolarları bulan fiyatlarla ev alıyor.
Peki böylesine başarılı bir proje nasıl oluyor da bugün yaratıcısı açısından batma noktasına geliyor.
Bence hikayenin bundan sonrası en az başlangıcı kadar ibretlik, bir o kadar da hüzünlü.
Aslında herşey Esat Edin’in bu muhteşem projeyi hayata geçirirken işin finansman bacağını sağlam tutmaması ile başlıyor.
Fikir iyi, proje iyi, uygulama iyi fakat finansman krizi hem 1994′te hem de 2001 de gelip Esat Edin’in kapısını çok sert bir biçimde çalıyor.
Kemer Yapı Yönetim Kurulu Başkanı olarak Esat Edin fikri satmak konusunda gösterdiği başarıyı, finansman yönetiminde maalesef gösteremiyor.
Bu arada hayalinin peşinde kontrolsüz ve kimi zaman kuralsız büyümeye devam ediyor. Taa ki önceki hafta çok trajik bir biçimde karısını kanserden kaybedene dek.
Finansal sorunlar ve arka arkaya yaşadığı kayıplar Esat Edin’i 55 milyon dolarlık borca karşılık Kemer Grup’taki hisselerini devre zorluyor.
Tezlere konu olan, ünü Türkiye sınırlarını aşan milyar dolarlık başarı hikayesi hüzünlü bir batışla yeni sahibine devredilmeyi bekliyor.
Esat Edin’in ‘parlak ve hüzünlü’ hikayesi, son 5 yılda patlama yaşayan şu sıralar inişe geçen gayri menkul sektörüne çift taraflı ışık tutuyor.

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8615913&yazarid=216

TRANSTURK HOLDING
Galatasaray Spor Kulübü`nün tarih yazdıran eski başkanı, bir kaç yıl öncesinin 13 şirketli Transtürk Holdingi`nin sahibi Faruk Süren ile bir röportaj;
Şirketleriniz birer birer kapandı. Mallarınız satıldı. O günleri bir anlatır mısınız?
Fındıklı`daki güzel ofisim de gitti. Ekonomik hayatta iniş çıkışlar olur. Soğukkanlı olmak lazım ama mülkü satmak acıdır. Benim şirketlerim 2000 yılındaki ekonomik krizden gerektiğinden fazla etkilendi. Şirketlerimi teslim ettiğim arkadaşlar, hiçbiri yok artık, daha basiretli davranmış olsalardı belki bu kadar kötü etkilenmezdik. Hem benim konsantrasyon yokluğum hem de bazı yöneticilerin basiretsiz ve laçka davranması bu durumu yarattı. Neticede o yetkileri onlara ben verdiğim için sorumluluk da benimdir. Sineye çektik, atlatıyoruz. Ailece üstümüze düşeni yaptık. Borcumuzu ödemeye başladık. En özel olan ailece oturduğumuz evin satışını da gerektiriyorsa onu da yaptık. Sözünün eri olmak önemli. İnsanın değeri portföyünün kalınlığıyla değil yüreğinin büyüklüğüyle ölçülmelidir. Ailemin de desteğiyle bu küçültülmüş hayatı tercih ettik ve çabuk adapte olduk. O kadar da kötü birşey değil. İnişler biter ve biz yine büyük rakamlara ulaşırız.
Hangi sektörlerdeki şirketleriniz battı?
Öncülüğünü yapmış olduğumuz yapı market işi iflas etti. Çok iyi bir şirketti ve son dönemde büyüyen bir sektör. Yanlış uygulamalarla iflas etti. Plastaş şirketi de iflas etti. Türkiye`nin en büyük enjeksiyon kapasitesine sahipti. Otomotiv yan sanayiinde geliri iyi olan büyük müşterileri vardı. Orada da insan seçiminde büyük hatalar yaptık. Özellikle orada çok büyük hatalar yaptım. Tespit ettim ki oradan ayrılan arkadaşlar kendi fabrikalarını kurmuşlar. Bazı işlerimizi içerideyken kendi fabrikalarına almışlar. Hatta sanayi maliyetinin altında satış yapıyorlarmış. Beni o şirketin iflasında sıkan en önemli husus, işçilerin kıdem tazminatlarının bir kısmının ödenememiş olması. Onların ödenmesi ve 2006 yılında temizlenmesi için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Plastaş içimde çok büyük bir yaradır.
Son 5 yılda yaşadığınız büyük sarsıntıdan ne ders aldınız?
İşin başından ayrılmayacaksınız, işte her zaman mevcudiyeniz hissedilecek. Fazla iyimser olmayacaksınız. İnsan seçiminde çok hassas davranacaksınız. İnsan seçiminde cömert olmayacaksınız. Geç oldu ama öğrendik. Yöneticilerime güvenmekle yanlış yaptım. İnsan yaşamı böyledir. Her yaşta bir şey öğrenirsiniz. Bir gün her şeyi öğrenirsiniz ama o zaman da gitmeniz gerekir…
Ece Vahapoğlu
Akşam Gazetesi 06-02-2006

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s